Anıtkaya’da Yaşam

Antıkaya’da yapılaşma büyük bir hızla sürmektedir. Günümüzde büyük şehirlerdeki çirkin görüntünün kaynağı olduğu söylenen betonlaşma, bu kasabada da kendini göstermiştir.

Bununla beraber hala eski tip toprak evler işlevini sürdürür. Halk bu toprak evlerin daha sağlıklı olduğunu söylüyor. Çünkü toprak damlı, toprak duvarlı, toprak sıvalı bu evler, yazın serin kışın ise sıcaktır. Isı kaybı hemen hemen hiç yoktur. İnsanlar, toprak kokulu bu tip evlerin yerini hiç bir binanın tutamayacağına inanır. Buna rağmen betonlaşma bütün hızı ile devam eder.

Eski tip toprak evlerin kullanılışı da ilginçtir. Sokaktan giriş, iki kapı ile sağlanır. Araba ve hayvanların geçmesi için büyük bir kapı mutlaka bulunmalıdır. Bu iki kanatlı kapıya “koca kapı” denir. Buranın üstü kapalıdır. Yazları “kocakapının altı”nda oturmak eşi benzeri bulunmaz bir zevktir.Koca kapının yanında bir de küçük “koltuk kapısı” vardır. Sadece insanların girip çıkabileceği kadar küçük olan bu kapı daha çok kullanılır.

Evin hemen girişinde büyükçe bir salon vardır. Burası belki de evin en çok kullanılan bölümüdür. Misafirleri ağırlamak için kullanıldığından, misafir odası denilebilir. Yemek orada pişirildiği için bu kısım aynı zamanda mutfaktır. Çünkü burada mutlaka duvara gömülü bir ocak da vardır. Başka bir açıdan bakıldığında ise oturma odası gibidir. Evdeki hayatın büyük bir kısmı burada geçtiğinden olsa gerek buraya “hayat” denmektedir.

Evin bir başka bölümü ise “un evi”dir. Yaz mevsiminde bir yıllık un ihtiyacı temin edilerek bu odaya depolanır. Ayrıca her türlü kuru gıdalar da burada saklandığından, un evi bir çeşit kilerdir.

Yatak odası ve un evi ve varsa gelinin odası hep “hayat” a açılır. Sabah olduğunda herkes odalarından çıkarak “hayat”ta toplanır. Akşam iş dönüşü yine hayatta buluşulur. Kısaca “hayat”, ev hayatının temel direğidir.

EVLER KADINLARA AİT

Evler çoğunlukla kadınlara aittir. Yuvayı yapan dişi kuş olduğu gibi orada oyalanan ve oturan da çoğu zaman kadınlardır. Erkekler, uyku ve yemek gibi zorunluluk harici zamanlarda evde pek bulunmazlar. Erkeğin evinde oturması yanlış bir davranış sayılır.Kış aylarında çiftçiler hemen hemen hiç çalışmazlar. Çünkü bu işin temeli olan toprak ya tamamen karla kaplı ya da çalışılamayacak durumdadır. İnsanlar bir şekilde vakit geçirecektir. Erkekler evde oturmayacağına göre ya kahvehanelerdedirler ya da odalarda. Yaklaşık yirmi adet köy odası vardır ve hepsi de kışın faaliyettedir.

KÖY ODALARI

Köy odaları sohbet etmek için en uygun yerlerdir. Bu sohbetler çoğu zaman dedikoduya dönüşür. Dedikodu konusunda erkekler kadınları aratmazlar. Buralarda sık sık çay demlenir. Namaz vakitlerinde topluca camiye gidilir. Buraları asıl vazifelerini geceleri yaparlar. Uzun kış gecelerinde yatsı namazından sonra toplanılır. Konuşulur, çay içilir, gülünür, eğlenilir. Gece yarısına doğru, karınlar acıkınca, köfte yapılır, kaz pişirilir. Bir şekilde yenilir, içilir, sohbet devam eder. Bazan sabaha kadar oturulur. Vakit geçirmek için oyunlar oynanır. En çok oynanan oyun “yüzük”tür. İki takım halinde oynanan bu oyunun sonunda yenilen takım herkese bir şeyler ısmarlar. Eğer dışarıda kar varsa tel helvası çekilir. Bu, uzun süren zahmetli bir iştir. Zaten uzun gecelerde insanlara uzun sürecek işler lazımdır. Tel helvası, bir çeşit pişmaniyedir.

KÖY ODASINDA ADAP

Günümüzde pek uygulanmasa da eskiden köy odalarında oturmanın da bir adabı varmış. Kahvehanelerin, televizyonun bulunmadığı yıllarda herkes odalara giremez, girse bile istediği yere oturamaz, çoluk çocuk sahibi insanlar bile ancak hizmet etmek şartıyla odada bulunabilirlermiş.

Böyle zamanlarda herkesin yaşına ve konumuna göre devamlı oturduğu bir köşe, ufak tefek eşyalarını veya kitaplarını koyabileceği bir dolabı bulunur, odadakilerin saygılı ve imrenir bakışları arasında konuşur, sigarasını içer, çay demleyip cemaate ikram ederlermiş. Kesinlikle her isteyen, istediği gibi oturamaz, konuşamaz, hatta kalkıp gidemezmiş. Çünkü izinsiz yapılan her hareket saygısızlık sayılırmış. O zamanlar da mutlaka sohbetler edilir, tartışmalar yapılır, eğlenceler düzenlenirdi. Yeter ki karşılıklı saygı sınırları içinde olsun. Günlük olaylarla ilgili görüş alış verişinde bulunulur, herkesi ilgilendiren durumlar değerlendirilir, gençlere tavsiyelerde bulunulurdu. Sahip olunulan çeşitli malların karşılaştırması yapılarak iddiaya girilir, övünülür, hasılı her şeyden bir eğlence çıkarmanın yolları aranırdı.

Bugün odalarda yaşanmış bazı olaylar, fıkra gibi, hikaye gibi hala anlatılmaktadır. Bu anekdotlardan biri şöyledir:

Bundan en az bir asır evvel, belki de daha uzun zaman önce, maddi durumu hallice olanlar işlerinde yardımcı olması amacıyla hizmetçi bulundururlarmış. Bu hizmetçilerin zenci olanlarına “arap” denir. Yine bir akşam köy odasının birinde, sohbet dönüp dolaşıp araplara gelir. Herkes kendi arabının maharetlerini anlatarak övünmektedir. “Senin arap tembel, benim arap daha çalışkan.” gibi takılmalarla eğlenilmektedir.

Cemaatten biri “Benim arap çok hızlıdır ve ben onu çok iyi tanırım. Nerede ne iş yaptığını bilirim. İnanmazsanız, deneyelim.” der. Arabına dönerek “Oğlum, bıçağımı evde unutmuşum. Eve git, yengene söyle, bıçağı versin. Al, getir.” Arap çıkar ve o gittikten sonra sahibi anlatmaya başlar: “Benim arap çıktı. Ayakkabılarını giyiyor. Sokağa çıktı. Köşeye vardı. Sağa döndü. Koca kapıdan girdi. Yengesini çağırıyor. Bıçağı aldı. Koşuyor. Şimdi kapının önünde.” der ve bağırır: “Oğlum arap.” Arap o anda kapıdan girerek bıçağı sahibine uzatır. Herkes şaşkın ve takdir dolu gözlerle araba bakarak aferin demektedir.

Orada bulunan başka bir Arap sahibi de kendi arabının ne kadar dakik olduğunu anlatmak ister. Onun rakibinden neyi eksiktir? Altta kalmak istemez ve hemen atılır. “O da bir şey mi? Benim arap seninkinden daha hızlıdır. İsterseniz bir imtihan edelim.” der. Arabını çağırarak, ağızlığını evde unuttuğunu, eve gidip yengesinden ağızlığı alıp getirmesini söyler. Arap çıktıktan sonra kasılarak gururla etrafına bakınır ve söylenmeye başlar. Şuraya vardı, buraya vardı, eve gitti diye sırasıyla anlatır ve sonunda “Gelmiş olmalı. Oğlum arap” diye bağırır. Arap “Buyur efendim.” diyerek içeri girer. Herkesin ağzı bir karış açık kalır. Sahibi sevinçli ve gururludur. “Aferin oğlum, getirdin mi ağızlığı?” diye sorar. Arap, “Hayır efendim, daha gidemedim çünkü ayakkabımın tekini bulamadım.” cevabını verir. Odada bir kahkaha tufanı kopar.

***

Bu ve buna benzer olaylar o zamanki oda hayatında bolca yaşanır. Kış mevsimi bazen eğlenceli, bazen kederli ama her zaman birbiriyle paylaşarak dolu dolu yaşanırmış.

ANITKAYA’DA ÇOCUK OLMAK

Hayat, kasabada bu minval üzere devam ederken acaba çocuklar ne alemdedir? Ne yapmakta, nasıl vakit geçirmektedirler? Biraz da onların dünyalarına dalalım.

Eskiden her yerde olduğu gibi onların hayatı da masallarla şekillenmeye başlardı. Geceleri büyüklerinden masallar dinler, çoğu zaman masalın sonucunu öğrenmeden uyuyakalır, belki de masala rüyalarında devam ederlerdi. Günümüzde ise artık televizyon denilen alet hayatın büyük bir kısmını işgal ettiğinden artık ne masal bilen var, ne anlatan ve ne de dinleyen.

Ne olursa olsun çocukların oyunlarla süslü kendine özgü dünyası, bütün ilginçliğiyle karşımızda durmaktadır. Onlar bu sayede gerçek hayattan esinlenerek de olsa sadece kendilerine ait mutlu dünyalar kurmaya devam etmektedirler. Evcilik, körebe, kaydırak, saklambaç, sobe gibi hemen hemen her yerde oynanan oyunların yanında, Anıtkaya’ya has bazı ilginç oyunları oynamayı sürdürüyorlar. Bununla beraber tarihe gömülmek üzere olan, özel Anıtkaya oyunlarını da zikretmek icabeder. Bu oyunlar iki kişi veya iki takım arasında oynanırlar. Bazıları sadece kızlar, bazıları da sadece erkeklere has oyunlardır. Hepsinin ayrı bir zevki, ayrı bir heyecanı vardır. Hatta eskiden bu oyunları çoluk çocuk sahibi büyük erkekler bile oynarmış.

“Viddik”, “nanne”, “met”, “leplik” bu ilginç oyunlardan bazılarıdır. Bütün oyunlarda ortak olarak kullanılan veya sadece bir oyuna has olan terimler de vardır. Elbette yenen ve yenilen taraf olacaktır. Ancak mızıkçılık yaparak oyunu terk etmek hoş karşılanmaz. Böyle sonuçlanmadan oyunu bırakmaya “karımak” denilir. Böyle bir olay sonunda rakip “karıttım” diye böbürlenme hakkına sahiptir.

Oyunların ilginç sayılabilecek noktalarından birisi de ebe seçimidir. Oyundaki ebeyi tespit etmek veya takımı oluşturmak için bazı yollar kullanılır. En basitinden beşerli, onarlı olarak sayılar sayılır. 100 sayısı kime isabet ederse o ebe olur veya çıkar. Eğer takım kurulacaksa, iki takım kaptanı karşılıklı olarak belli bir mesafede dururlar ve her adımda bir kelime söylemek kaydıyla birbirlerine yaklaşırlar. Adımlar atılırken genellikle “Aldım verdim, ben seni yendim.” sözleri kullanılır. Buluşma anında adım atma sırası kimde ise ilk adamı seçme hakkına sahip olur.

En ilginç ebe seçimi ise tekerleme söylemektir. Buna “sayışmaca” denir. Bir tekerleme örneği : “Hey Ermeni Ermeni. Çok yeme peyniri. Peynir seni öldürür. Cehenneme gömdürür. Cehennemin kapısı. Sıva tutmaz yapısı.” Bütün tekerlemeler böyle anlamlı kelimelerden oluşmayabilir. “Ömerize. Keperize. İngili badem te.” tekerlemesinde olduğu gibi. Şüphesiz çocuk kafasıyla düşünüldüğünde, bunların da kendine göre bir mantığı ve anlamı vardır. Ne olursa olsun bu tekerlemeler masum birer kura çekme yöntemi olup hile ve haksızlığı önleme maksadıyla yine çocuklar tarafından icat edilmişlerdir.

ANITKAYA’DA KADINLAR

Anıtkaya kasabasında kadınlar, erkekler ve çocukların sosyal yaşantısına dair bazı kesitler sunduk. Ancak kadınların yaşamlarıyla ilgili bir kaç kelime daha söylemeden geçilemez.

Kadınlar, eşlerine devamlı saygı gösterirler. Bilhassa başkalarının yanında bu saygılarını değişik şekillerde ortaya koyarlar. Eğer yanlarında başka biri varsa velev ki çocukları olsun ona ismiyle hitap etmezler. Kadınların birbirine hitap ettikleri gibi “Gı” veya “Le” derler. Hatta bir kadın kocasının olmadığı bir anda bile ondan bahsederken kesinlikle ismini söylemez, “bizimki”, “öteki” gibi zamirleri kullanır. Eğer kadın, erkeklerin bulunduğu bir topluluktan kocasını çağırmak için haber göndermişse, erkeğe “Karın seni çağırıyor.” denmez. En fazla “Seni çağırıyorlar.” dendiğinde adam zaten kendisini eşinin çağırdığını anlar. Bütün bunlar bir saygı göstergesi olarak kabul edilir.

Sokağa çıkarken üstlerine “örtme” denilen siyah bir örtü alırlar. Çok mecbur kalmadıkça dışarıda erkeklerin önünden geçmezler. Çoğu zaman erkeğin geçmesi için dakikalarca beklerler. Eğer erkek bunu fark ederse “Geçin, geçin.” diye izin verir. Hiç olmazsa erkekler anlayışlı davranarak kadını daha fazla bekletmemek için adımlarını sıklaştırırlar. Bu da yine kadınların kendisine has bir saygı gösterisidir.

Anıtkaya kasabası il merkezine 30 km. uzaklıktadır. Afyon-Kütahya karayolunun üzerinde olmasından dolayı ulaşım konusunda hiçbir sıkıntı çekilmemektedir. İnsan gerek gördüğü her anda Afyon’a varabilir. Gerçi temel ihtiyaçlar kasaba içinde karşılanabilir olduğundan çoğunlukla buna gerek görülmez.

Kasaba merkezinde bakkal, kasap, berber, terzi, manifatura dükkanları devamlı hizmettedir. Küçük çaplı bir sanayi bile oluşmuştur. O kadar ki çevre köyler bile bütün bu imkanlardan yararlanmakta, başka bir merkeze müracaat gereği duymamaktadırlar.

Ayrıca cumartesi günleri kasabada pazar kurulur. Gıda, giyim, mutfak malzemeleri, her çeşit alet edevat, deri, hububat alım satımı bu pazarda yapılır. Yaz aylarında ova köylerinden insanlar gelerek alıcıya ürünlerini burada sunarlar. Alış verişler haftalık yapılır. Yaklaşık 50 yıldır bu böyle devam etmektedir.

Cumartesi pazarından başka hemen hemen her gün satıcılar gelerek mamüllerini satarlar. Gıda, giyim hatta beyaz eşya satıcıları bile zaman zaman kahvelerin önünde görülür. Kahvelerin önü denilen yer adeta kasabanın merkezidir. Eli boş olan oraya gider. Buluşma yeri orasıdır. Randevular oraya verilir. En kalabalık yer olduğundan bütün satıcılar, ürünlerini orada sergiler. Hasılı haftanın hiç bir günü kahvenin önünde satıcı eksik olmaz.

 

DÜĞÜNLER

Anadolu insanı nezdinde aile kurumu, kutsal bir müessesedir. Bu, en başta dini inançlardan, gelenek ve göreneklerden kaynaklanmaktadır. Bu nedenle, aile müessesine giriş insan hayatının önemli dönüm noktalarından biridir. Zira, bıyıkları terlemeye yeni başlamış, hayatın gerçeklerini anlamaya yeni yeni başlayan delikanlının hayallerini çoğunlukla evlilik süslemektedir. Bu amaçla, kendisini evliliğe hazır hisseden genç hayatını paylaşabileceği birini seçer. Bu aşamadan sonra devreye gelenek ve görenekler, örf ve adetler girmektedir.

Yörede, bir evliliğin başlama ve sonuçlanması arasında; dünürlük, söz kesme, nişan ve düğün merasimi süreçleri yaşanmaktadır.

Önceleri görücü usulüyle gerçekleşen evlilikler, günümüzde, tarafların birbirlerini görmeleri, tanışmaları, beğenmeleri ve evlenmeye karar vermeleriyle başlar.

Evlenecek genç bazan ailesinin de katkılarıyla evlenebileceği gelin adayını tespit eder. Mesele, aileye intikal ettikten sonra, aile içinde değerlendirilir.

Kızın ve ailesinin ahlakî durumları ve itibarları değerlendirilir. Kız bulma, ailenin önceden tespiti ile evlenecek çocuklarına teklifleri ve bu teklifin kabul edilmesi şeklinde de gerçekleşebilir. Bu aşamadan sonra, kız evine dünür varılacağına dair haber gönderilir. Belirlenen günün akşamı erkeğin ailesi kız tarafına misafir olurlar. Mesele gündeme getirilerek, “Allah’ın emri ve peygamberin kavliyle” kıza talip olunur. Bu isteğe karşı kız ailesi düşünmek için zaman ister. Bu süre zarfında damat adayının uygun olup olmadığı değerlendirilir ve karara bağlanır. Karar aşamasında kıza da görüşü sorulur. Dünür gelen aile uygun görülmüşse ve kızın da rızası varsa genelde olumlu sonuç çıkar. Sonuç, ailelerin ve evlenecek adayların tavırlarına göre olumlu veya olumsuz olabilir.

Kız isteme faslı olumlu sonuçlanmışsa, kararın açıklandığı akşam gelin kızın elinden söz kahvesi içilir. Sözün kesildiğine alamet olarak erkek tarafına “söz mendili” verilir. Ertesi gün akşam, erkek evi kadınları, börek, çerez, lokum, çay, şeker ve bir takım giyeceklerden oluşan hediyelerle kız evine misafir olur. Kız evi, misafirleri için hazırladıkları yöresel yiyecek bükme veya çöreği, ayran ve hoşafla birlikte ikram ederler. İkramdan sonra bu güzel hadiseyi kutlamak için oyunlar oynanarak eğlenilir.

İki aile arasında söz kesilmesinden sonra iki gencin birbirleriyle evlenmeyi düşündüklerini haber veren nişan merasimi gerçekleştirilir. Bu merasim, kız ve erkek tarafından bir çok insan katıldığından daha kapsamlıdır. Aileler arasında belirlenen nişan gününden önce hep birlikte alış verişe gidilir. Erkek tarafı, gelin kızı tepeden tırnağa giydirir, nişan yüzüğü ve saatiyle beraber takılarını alır. Kız tarafı da damat adayını giydirir, nişan yüzüğünü ve saatini alır. Nişan merasimi başlamadan önce, erkek tarafı gelin kız için aldıklarını tepsiler içinde gezdirerek kız tarafına götürür. Kız tarafı da damat adayı için aldıklarını aynı şekilde gezdirerek götürür. Merasimin icra edileceği günün akşamı kız evinde, her iki taraf davetlilerine ikramda bulunulur. İkramdan sonra, davetliler içinde bulunan imam efendi Kur’an okur, akabinde topluluğun da katılımıyla dua edilerek merasimin hayırlı olması temennisinde bulunulur. Duadan sonra, varsa gelin kızın erkek kardeşi yoksa yakın akrabadan bir kişi misafirlere lokum veya şeker ikram eder. Lokum alan her misafir, aileye destek olmak için lokumu aldığı tepsiye bahşiş bırakır. Bu merasimi, önce erkekler sonra da kadınlar kendi aralarında icra ederler. Kadınların merasiminden sonra, gelin ve damat adayına aileler tarafından nişan yüzükleri ve saatleri takılır. Orada bulunan kadınlar da takılarını takarak hayır duada bulunurlar. Kalan zamanda kadınlar arasında oynanan oyunlarla merasim sona erer.

Düğün tarihinden önce, aileler düğün alış verişiyle yeni kurulacak aile için gerekli eşyaları alırlar. Bu alış verişlerde en büyük katkı erkek ailesi tarafından yapılır. Kız ailesine daha az katkı payı bırakılır. Bu alış verişte amca ve hala gibi yakın akrabalara da giyecek hediyeler alınarak “bohça”lar hazırlanır.

Düğünde misafirlere ikram edilmek üzere erkek ve kız aileleri tarafından tepsi tepsi baklavalar açılır ve mahalle fırınlarında pişirilir. Erkekler de düğün hazırlıklarına iştirak ederek ahçı ayarlanması, davet için gerekli malzemelerin temini, düğün için iyi bir ortamın oluşturulması, davetiye kartlarının dağıtılması gibi işleri üstlenirler. Bütün bu hazırlıklar yapılırken sergilenen dayanışma ve yardımlaşma örnekleri dikkate şayan en önemli husustur.

Düğün öncesinde yapılan genel temizlikle aileler düğünün temiz ve güzel bir ortamda gerçekleşmesini sağlarlar. Ayrıca evde düğün olduğuna alamet olarak, bina rengarenk ışıklandırılır ve ayyıldızlı bayrak asılır.

Düğünde gelin ve damadın şıklığına ayrı bir önem verilir. Kına, kokusu ve görünümüyle, gelinin güzelliğine güzellik katan vazgeçilmez unsurdur. Saçı, elleri ve ayakları kınasız gelin düşünülemez. Yeni evli çiftlerin en büyük alametleri ellerinin kınasıdır. Onun için “kına yakma” düğünlerin ayrılmaz bir parçasıdır. Kına, düğünden bir hafta önce, pazar akşamı saçlara, gelin indirme gününden bir gün önce, cumartesi akşamı el ve ayaklara yakılır. Gelinin başına kına vurulduktan bir gün sonra hamama gidilir. Hamama gitme geleneği de düğünlerin en neşeli taraflarındandır. Hamama, gelin başına kına vurulduktan sonra erkek ve kız tarafından az kişi gider; düğün öncesi, cuma günü ise her iki tarafın düğüncüleri toplu halde giderler.

 

 SATIRARASI

— Kolay gelsin, bereketli olsun.

— Hoşgeldiniz.

— … Ne olup bittiğini, neler yaptıklarını bir görelim dedik.

— Fırında ne yapılır ki, ekmek pişiriyoruz işte.

— Biraz kalabalık değil misiniz?

— Sıra bekliyoruz, birbirimize yardım ediyoruz.

— Olsun, yine de kalabalık.

— Eee, arada sohbet de oluyor.

— Sohbet önemli tabii. Günün özel bir konusu var mı?

— Konu yok. Her şey işte.

— Her şey mi? Yani hayat pahalılığı, son zamanlardaki memleket…

— Yoo, o kadar değil.

— Ne kadar?

— Her şey işte.

— Ben de o her şeyi merak ediyorum.

— (Aradan bir ses) Dedikodu, dedikodu.

— Bir dakika hanımlar, köşede önemli açıklamalar yapacak birisi var.

— (Kahkahalar) Açıklasın, açıklasın.

— Evet açıkla bakalım, bu neyin dedikodusu.

— Bir de erkekler dedikodu etmez derler.

— Desinler. Yalnız sen şu dedikodu meselesini biraz açıklığa kavuşturursan…

— Kavuştururum kavuşturmasına da, o herkese söylenmez.

— Ama biraz sonra herkes duyacak zaten.

— Olsun. Biz yine de söylemeyiz.

— Peki biz de ısrar etmeyiz.

— Etsen de söylemeyiz.

— Allah bilir ya, burada oğullarınıza kız da beğeniyorsunuzdur.

— Bizim oğlanlar daha küçük. Bir de o eskidenmiş, şimdi çocuklar kendileri beğeniyorlar.

— Anlaşıldı, sizde muhabbet uzun. Biz şuracıkta durup bir kaç fotoğraf çeksek…

— Ooo, fotoğraf olmaz.

— Neden?

— Biz artis miyiz diye.

— Sadece artislerin mi fotoğrafı çekilir?

— Bizimkiler para da etmez zaten.

— Para etse çektirir miydiniz?

— Yok. Yine de olmaz.

— Kocalarınız mı kızar?

— O da var da… Elaleme rezil oluruz.

— Siz rezil olacağınız bir iş yapmıyorsunuz ki.

— Yaa, gazetede çıksın, sonra…

— Gazeteci olmadığımızı söylemiştik. Hatta şahitler huzurunda ıspat etmiştik.

— Öyleyse niye resim çekiyorsunuz?

— Kitap dedik ya. Sizin yaşantınıza ait bir şeyler yazmaya çalışıyoruz. Arada bir resim de olsun dedik.

— Desenize yine de meşhur olacağız.

— En iyisi biz fırını çekelim, o meşhur olsun.

— Fırını mı? Nesini çekeceksiniz o kara ağızlının?

— Bir bakalım. Ya da biriniz konu mankenimiz olun.

— Manken mi? (Kahkahalar) Bizden manken mi olur?

— Neden olmasın? Bu konunun mankeni ancak sizden olur.

— Orası da öyle… Madem gasteyle işiniz yok, o zaman çektiririz. Ama kitapta çıkacaksa yüzümüz çıkmasın.

— Anlaştık.

— Nasıl duracağız.

— İşinizi yapmaya devam edin, biz çekeriz… Ekmekler de nar gibi kızarmış, maşallah.

— Alın bir tane, sıcak sıcak yersiniz.

— Hiç gerek yok.

— Bizim için de resme gerek yoktu ama.

— Pek de kurnazsınız. Alalım bir somun, tadını da yazarız.

— Fotoğraflardan isteriz.

— Çektirmediniz ki… İsterseniz. kara ağızlı fırından veririz.

— Ne yapalım biz onu?

— O zaman sizi topluca çekelim.

— Ama kitapta çıkmayacak.

— Söz. Hepsi için izninizi alacağız.

— O zaman olur.

— Hepinize teşekkür ederiz. Allaha ısmarladık

— Güle güle gidin, hayırlı yolculuklar.

— Biraz sonra bizim de dedikodumuzu eder misiniz?

— (Kahkahalar) Merak etmeyin fazla olmaz.

Biz uzaklaşırken, arkamızdan el sallıyorlardı

Bir Yorum Yazın